BÜTÜN SORULARI CEVAPLAYAN ÜÇ HAKİKAT – 1

BÜTÜN SORULARI CEVAPLAYAN ÜÇ HAKİKAT – 1

NİZAMETTİN BOLAT

Bu bir sosyal medya “manipülasyon” ifadesi, ya da reyting hedefi olan reklam manşeti değildir.

Başlığımızın çok çok iddialı boyutlarda oluşunun farkındayım.

Fakat iddiamın dayandığı üç temel dayanağımı ve bu dayanaklarımın, sınırsız ilim, hikmet, hakikat ve sonsuz delillerle, ispatlarla desteklenmiş doğrular olduğunu sizlerde görüp anlayınca, bu başlığın bir mübalağa olmadığını, hatta konuyu çerçevelemede, eksik kaldığını tasdik edeceksiniz.

Hazreti Ali (ra) efendimizin bir sözü, bu hakikatin ispatı adına örnek olabilir. Hz. Ali (ra) şöyle buyurmuş: “Bütün semâvî kitaplarda bulunan ilimler Kur’an’da toplanmıştır. Kur’an’daki ilimler Fatiha sûresinde toplanmış, Fatiha’daki bilgiler ‘Bismillâhirrahmânirrahîm’de toplanmış, Bismillah’taki ilimler  ‘be’ harfinde toplanmış, be harfinde bulunanlar da, be harfinin noktasında toplanmıştır. İşte bilim bir nokta idi, bilgisizler sora sora çoğalttılar.”

Başka bir rivayette de “Devemi kaybetsem, nerede olduğunu Kur’an’dan( sırlarından) bulabilirim.” demiştir.

Peygamberimiz (sav) de “Ben ilmin şehriyim, Ali bu şehrin kapısıdır” buyurarak Hz. Ali efendimizin, ilimde ilâhi derinliklere vâkıf olduğunu tasdik etmiştir.

Nedir bu, bütün sorularımızın cevap kaynağı olan üç bilgi, üç hakikat, üç sır. Şimdi bunlara geçelim.

Burada, bütün sorularımızın cevap kaynağı üç sır derken, “Hangi tür sorularımızın?” diye bir istisna yapmadığımın, farkında olduğumu ifade etmek isterim.

“Bütün varoluşsal, temel ve genel konulara ait soruların ana cevap kaynağı bu üç temel konsantre bilgi içerisindedir” ifademi tekrarlıyorum.

Maddi, manevi, felsefi, ideolojik, dini, dünyevi, insani ve sosyolojik, ahlâki ve pedagojik, siyasi ve ekonomik, ilmi ve teknolojik temelli, diye daha pek çok konudaki sorularımızın, genel ve antolojik cevaplarının, ana kaynağı olabilecek, üzerinde uzun uzun, derin derin çok düşünülüp çok araştırmalar ve keşifler yapılabilecek, üç sınırsız bilgi kaynağından bahsedeceğiz.

Birincisi: “Allah vardı, Allah ile beraber hiçbir şey yoktu.” (Hadis-i Şerif)

İkincisi: “Ben gizli bir hazine idim bilinmek istedim. Kudretimin eserlerini hem kendim görmek istedim, hem de yarattıklarımın görmesini bilmesini istedim. Bu gâye ile varlık âlemini yarattım.” (Kudsi Hadis)

Üçüncüsü: Allah (c) kendisini tanıtmak, sıfatlarının her birisinin, detaylı olarak idrak edilmesi için evreni ve evrendeki mahlûkları iki şekilde yarattı.

İbda; her tür varlığın, dişili erkekli, pozitifi ve negatifi ile ilk yaratılışı; hiç yoktan, birden bire, âni ve def’i bir yapılışla,  yaratılması şeklinde olmuştur.

İnşa; ilk yaratılıştan sonra Yüce Allah, kendi zâtî varlığının özü olan “sonsuz irade, sonsuz kudret, ve sonsuz ilim” sıfatlarının birlikteliği olan, kendi ruhunun bir tecellisini ve yansımasını; “kanunlar” şeklinde, mahluklarının cesetlerine akıllı iradeli ve kudretli bir program şeklinde hâkim kılmıştır.

Cansız varlıklara, bitkilere, hayvanlara, insan, cin melek ve ruhânî varlıklara, bu programı nüfuz ettirip hâkim kılmıştır.

Bu kanunlar ; yaratıcının iradesi, ilmi ve kudretinin gücü ile faaliyete başlayarak, bütün sebepleri, bütün faaliyetleri ve bütün Kudret eserlerini oluşturmuşlar, oluşturmaya devam ediyorlar ve yüce yaratıcı durdurmayı irâde edinceye kadarda devam edecektir.

Bu sonsuz ilim ve kudretin sevk ve idaresi ile, tüm evren ve bütün varlıklar, Allah’ın iradesinin emir ve kontrolünden, zerre miktar ayrılamazlar. Sonsuz bilgilere ve kabiliyetlere sahipmiş gibi faaliyet yaparlar, sonsuz kudretleri var gibi, mükemmel sanatlı, yüksek teknolojili icraat ve faaliyetleri, sınırsız mükemmeliyet ve kusursuzlukla, yerine getirirler.

Biz buna “inşa” yâni, sebepleri kânunları ve rûhu vesile yaparak, yaratma diyoruz. Çünkü bütün sebeplerin (kanunların) yaratıcısı ve yaşatıcısı, yine sebeplerin sebebi olan, Yüce yaratıcıdır.

Şimdi de bu üç temel bilginin, nasıl bütün soruların cevapları olacağına bakalım.

Birinci hadiste “Allah vardı, Allah’la birlikte hiçbir şey yoktu” bilgisi, öylesine büyük, öylesine sonsuz bilgi yüklü, öylesine üzerinde günler aylar yıllarca durup düşünülmesi gereken bir kavramdır ki anlaşılması gerçek manâda mümkün değildi.

Allah vardı ama onunla birlikte, zaman yoktu, madde yoktu, mekân yoktu. Melek yoktu, ruh yoktu, varlık yoktu. Varlık âleminde sadece Allah vardı diyeceğim ama hemen çenemi ve aklımı durdurup “Aman ha! Varlık âlemi de yoktu, sadece Allah vardı.” deyip susuyorum, aklımı da durdurmaya çalışıyorum. Çünkü yüce Yaratıcı, zâtının keyfiyeti ile idrak edilemez. Sıfat ve icraatları ile bilinebilir.

Burada iki gerçek net olarak akıllarımıza mühür gibi kazınıyor. Varlık âlemi ikiye ayrılır ve netleşir: Hâlik ve mahlûk.

Hâlık; Yaratıcı olan, bir olan, sonsuz irade, ilim ve kudret sahibi olan Yüce Allah’tır …

Mahluk; O’nun sonradan yarattığı, canlı cansız her varlıktan oluşan, her an sonsuz miktarlarda yaratıcıya muhtaç olan, canlı cansız, ruhlu ruhsuz varlıklar olan bizleriz.

Bizler, diye tarif ettiğimiz varlıkların hepsi, her an “yaratıcı-yaratılan” ilişkisinden dolayı O’nun sınırsız muhtaçlığına mahkûm olan mahlûklarız.

Yaratıcının bizlere giydirip hâkim kıldığı kanun ve ruhlarımızla, her an yaratıcı ile iletişim ve irtibat halindeyiz.  Tüm evren ve âlemlerin, en kısa bir an bile, O’nunla irtibatının kesilmesi, tüm âlemlerin ve evrenin yok oluşuna sebep olur. İşte buna dini literatürde, “kulluk” diyoruz.

Yüce Yaratıcı her mahlûku üzerinde, o mahlukların farklı vazifeleri ve misyonlarından dolayı farklı kanunlar vazifelendirmiştir. Cansızlara sadece kânunları hâkim kılmış, bitkilere hem kanun hem hayat/canlılık koymuş. Hayvanlara hem kanun, hem hayat hem ruh koymuş. İnsanlara, meleklere, cinlere ise; hem kanun, hem hayat, hem ruh, hem de şuur yani bilinç koymuştur. Çünkü her mahlûkun, vazife ve misyonlarında farklılıklar vardır.

İkinci Kudsi Hadiste, “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim. Kudretimin eserlerini hem kendim görmek istedim. Hem de (kabiliyetlerine göre) kullarım tarafından bilinmek, tanınmak, bütün sıfatlarımla idrak edilmek istedim ve bu maksat için varlıkları ve varlık âlemlerini yarattım” buyuruyor.

Beyinler yakan, gelmiş gelecek bütün sorulara cevap olabilecek müthiş bir beyan.

“Kimsin? Nereden geliyorsun? Ne için yaşıyorsun? Nereye gidiyorsun? Nasıl yaşamalı ve hayatın bütün soru ve sorunlarına nasıl çözümler bulabilirsin? Korkularına, kaygılarına, mutsuzluk ve çaresizliklerine nasıl çözüm bulabilirsin? Kişisel, ailevi, toplumsal ve ulusal ve dünya dolusu kitlesel felaket ve kaoslara nasıl çözümler bulabiliriz?” gibi daha niceler dolusu problemlere; yaşanmış, denenmiş, neticesi mükemmelen görülmüş çözümler; bu yüce hadis beyanının sırları içerisinde net bir biçimde görülüyor.

Ve tüm mahluklara şu hakikatı haykırıyor: Ey Mahluklar! Kâinat fabrikasının yüce ve kusursuz döngüsü içerisinde, Allah’ı tanıyın, Peygamberin ve Kur’ânın rehberliğine tâbi olun. Yaratıcının sevgi ve saygısı ile vazifelerinizin şuurunda olun.  Dünyâ âhiret başarı ve mutluluklarının zirvelerine ulaşın. Maddi manevi fetih ve başarılara kavuşun.  Sevgi, şefkat, saygı, nezaket ve nezafeti; kalplerinize,  ruhlarınıza ve çevrenize hâkim kılın. Dünya ve ahiret huzurunun zirvesine ulaşın.

Burada yüce yaratıcı, “insan” denilen ve, yaratıcının bütün sıfatlarını üzerinde taşıyan, en şerefli varlık olan kullarına demiş ki: “Eğer insanlar günah işleyen (aciz, zayıf, muhtaç, dertlere, acılara, ızdıraplara, korku ve kaygılara düşme özelliği olan) varlıklar olmasaydı; onları alır, yerlerine günah işleyen varlıklar getirirdim.”

İnsanı yaşama ve yaratılma gayesi olan Yüce Allah’ı bütün sıfatları ile idrak edebilme misyonunu gerçekleştirebilmesi için, negatif eksiklikler ve kusurlarla donatılmıştır. İnsan kendi eksiklik ve kusurlarının ölçeği ile yaratıcının sonsuz sınırsız mükemmelliklerini ve kudretini kıyaslama yaparak, yüce Allah’ın bütün sıfatlarını idrak edebilecektir.

Bu noksanlıkların bilinci mahlûklarda olmasa, yüce Allah kavramsal olarak bilinebilir ama gerçekliğin net ve somut delilleri ile bilinemezdi. Resim tuvalinin boş alanları olmasa, resmin güzelliği bilinemezdi. Mermer bloku tıraşlanarak heykel yapılsa, boşluklarla beraber heykelin sanat değeri gözükürdü.

Allah (cc), insanların ve varlıkların acizlik ve zayıflıklarının aynasında ancak idrak edilebilirdi. Her şey, zıddı ile beraber görülür veya anlaşılırsa, ancak idrak edilebilirdi.

KIZIM FATIMA

22 Mayıs 2026

GÖĞE EN YAKIN ŞEHİRDE / TAKDİM

22 Mayıs 2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir