Süleyman Çetinoğlu
Gösterişin, torpilin, kibrin, putun ve biatin kol gezdiği bu çağda
Kendi içinde kırılganlıklarıdır ruhumun fay hatları solda, sağda.
‘Milli kambura’ bir manikür, pedikür, yelpaze eksik bir de ağda.
Gücün konuştuğu bir dünya; Nuran belli değil, Turan beli değil!
Yanlışlarımız, zayıflıklarımız ve eskimeyen değerler; bahaneler!
Çocuklarının rızkı olan sütlerini lavabolara sağıyorken o anneler,
Uykulardan çalınmış saatlerle yaşardım geceleri, nice teraneler.
Acılarsa kıyaslanmaz dostlar! Varan belli değil, vuran belli değil!
Bakıyorum taşlara kadar kazınan paradoksal boylam ve enleme,
Birkaç politik program ve türünün dilinde birkaç devletlû söyleme!
Tam bir koltuk değneği her küçük kayıp, bir kozmetik düzenleme.
Terörist kampına dönüştü ülke, kuran belli değil, kıran belli değil!
Doruklara sevdalandık yâdından, yalpalanmalarımızı Sen sakla!
Palavralar dolaşır durur torunda, yerküre ekvatorunda tepe takla.
Dürüst ve erdemli dindarları suçlarlar dini darlar irtibatla, iltisakla
Birlikte dolaşır, koşar dururlar, yaran belli değil, yâran belli değil!
Kurtulmak için linçten; daha bir içten ve daha bir bilinçten arımız,
Hatıraların bilinçaltımızdaki taze kokusunu resmeder mimarımız.
Bu sarkaç orta yerde durmayacak elbette, bizim şah damarımız;
Saban izi gibi zaman hırsızları, saran belli değil, baran belli değil!
Hiçbir ahlaki ve etik kaygı gütmeden, iç dünyasıyla ve kimyasıyla
Takip etmek bile midemizi bulandırır bu hislerin yasıyla, kıyasıyla.
Perde de bırakmadılar ya, Allah arasında mazlumun bedduasıyla!
Soykırımvari her bir soruşturma, soran belli değil, yoran belli değil.
Ortaya çıkmamış düşüncelerim var; haram! Gecelerse çeşit çeşit.
Biricikliğine rağmen yazdığım sütunların her biri rehgüzâr, geçit.
Güz rüzgârıyla örseler ruhumu, sefih medeniyette her dikenli çit,
Hayal ile gerçeğin çarpışması; oran belli değil, boran belli değil!