DUALARIN KÜLLİYET KAZANMASI

DUALARIN KÜLLİYET KAZANMASI

HASAN ŞAHİN

Dua; Bütün sebepleri yaratan Allah Teâlâ’ya, sebeplerin ötesinden yönelişin adıdır.

Dua; kulun sebepleri inkâr etmeden, fakat onlara takılıp kalmadan, Kudret-i İlâhiye’ye iltica etmesidir.

Aynı zamanda dua; insanın aczini, fakrını ve zaafını idrak edip bunu bir ubûdiyet nişanesi olarak Rabbine arz etmesidir. Bu yönüyle dua hem tevhidin ilanı hem de kulluğun özüdür.

Dua, ruhun gıdasıdır; nasıl beden gıdasız yaşayamazsa, ruh da duasız zayıflar. Bu sebeple dua, aralıklı bir ihtiyaç değil, sürekli bir hâl olmalıdır. Zira dua, iradeyi kanatlandıran bir manevî kuvvettir. Kul, dua ile kendi sınırlarını aşar, imkânsız gibi görünen kapıların Rabbine açık olduğunu idrak eder.

Cenâb-ı Hak, “Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, size icabet edeyim” (Mü’min suresi, 60) fermanıyla duanın cevapsız kalmayacağına dair ilâhî bir teminat vermiştir. Ancak icabet, her zaman kulun istediğinin aynen verilmesi demek değildir. Nasıl ki hasta, doktordan bir ilaç ister; doktor bazen istediği ilacı verir, bazen daha faydalısını, bazen de asıl çarenin ameliyat olduğunu söyler… Aynen öyle de Allah Teâlâ, kuluna ya istediğini verir ya daha hayırlısını ihsan eder ya da onu âhiret hesabına ebedî bir kazanca çevirir. Zira O, kulundan daha merhametlidir.

Duaların kabul şartlarının yanında bir de duanın külliyet kazanması konusu vardır. Külliyet; başlangıçta ferdî olan bir duanın, niyet, içerik, zaman, hâl ve iştirak itibarıyla genişleyerek umûmî bir değer kazanmasıdır.

Bir dua, ihlas ve samimiyetle yapıldığında külliyet kazanır. Kul, benliğini aradan çekip yalnız Rızâ-yı İlâhîyi hedeflediğinde, duası dar kalıplardan kurtulur. Dil, kalbin sadık tercümanı hâline geldiğinde; yani söz, kalpte pişmiş bir yakarışın ifadesi olduğunda dua hakiki mâhiyetine ulaşır.

Gözyaşı, tevazu ve kalp–dil–amel birlikteliğiyle yapılan dua artık sadece söz değil, bütün varlık hâliyle bir ilticadır.

Duanın zamanı da onun derinliğini artırır. Seher vakitleri, cuma saati, Arefe Günü, Kadir Gecesi gibi rahmet kapılarının ardına kadar açıldığı zamanlarda yapılan dua, zamanın bereketiyle külliyet kazanır.

İnsan, bütün mahlûkatı temsil edecek bir kabiliyetle yaratılmıştır. Bu sebeple dua ederken yalnız kendisi adına değil; mahlûkatın hâl diliyle, fıtrî ihtiyaç lisanıyla ve ızdırar diliyle yaptığı niyazları da niyetine dâhil edebilir. Namazda “İyyâke nesta‘în” diyerek bütün kâinat namına yardım istemek, bu küllî şuurun ifadesidir. “Ettehiyyâtü lillâh” ifadesi ise bütün mahlûkatın ibadetlerini Allah’a takdim etmenin en veciz şeklidir.

Kur’ânî ve Nebevî dualar da duaya külliyet kazandırır. Zira bu dualar, İlmi Muhît’ten gelen, ferdî sınırları aşan ilâhî öğretilerdir. Aynı şekilde Allah dostlarının ihlasla yaptığı duaları kendi niyazımıza eklemek, duayı derinleştirir.

Duanın devamlılığı ve ısrarı da onun etkisini artırır. Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmeti adına yaptığı sürekli dualar, bu yönüyle küllîdir. Ayrıca dua, kapsamı genişledikçe büyür. Kişi yalnız kendisi için değil; aile bireyleri, gönüldaşları, mazlumlar, mahpuslar, hastalar ve bütün müminler için dua ettiğinde, duası ferdîlikten çıkar, ümmet duasına, külli duaya dönüşür. Kur’ân’daki “Rabbim! Beni, anne-babamı ve bütün müminleri bağışla” (İbrahim, 14/41) niyazı bunun en güzel örneğidir.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), ümmetine olan derin şefkatinin bir ifadesi olarak defalarca: “Allah’ım! Ümmet-i Muhammed’in günahlarını bağışla, ümmet-i Muhammed’e merhamet eyle” diye niyazda bulunmuştur. (Sahîh Müslim, Îmân, 346–347)

Son olarak, çok kimsenin aynı anda, aynı maksatla yaptığı dualar; kalplerin manevî iştirakle birleşmesiyle küllî bir dua hükmüne geçer. Bu birliktelik, duaya bereket ve güç kazandırır.

Özet olarak; Duanın külliyet kazanması, İhlas ve samimiyetle, Kur’an ve sünnette öğretilen dualarla, “Rabbena…”, “atina…”, “ecirna…”, “ihtina…”, “edhilna…” gibi herkesi kapsayan kavramlarla, İslam büyüklerinin yaptığı yakarışlarla, duaların daha makbul olduğu zaman ve mekanlarda, bütün varlıkları temsilen yapılan yakarışlarla, sürekli devam ve ısrarla, kalp, dil ve hareket birlikteliği ile, toplulukların aynı duaları yapması ile ve küllî ubudiyet yollarıyla gerçekleşir. Böylece dua, ferdî bir istek olmaktan çıkar; kâinat çapında bir ubudiyet ve niyaz hâline gelir.

Şâban Ayı’nın son on beş günü, Ramazan’a kalben hazırlanma vaktidir; Ramazan’ın rahmetine açılan bir kapı olan bu müstesna günleri gafletle değil, tevbe, istiğfar, dua ve sâlih amellerle ihya edelim. Zira Şâban’ın son yarısı, nefsi terbiye edip kalbi arındırarak Ramazan’a hazırlanmak için ilahî bir fırsattır; geliniz bu fırsatı ihmal etmeyelim. Rabbimiz bizleri, duası hâl olan, duası külliyet kazanan kullarından eylesin. Âmin!

AĞIRLIK ÖLÇÜLERİ PAZARDA

4 Şubat 2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir