İYİ Kİ BURADAYIM

İYİ Kİ BURADAYIM

ALİ HASAN GÖKÇE

“İnsan zulmeder, kader adalet eder. Biz insanların zulmünden ziyade ilahî hikmetin sırrını düşünmeliyiz.” (Bediüzzaman Said Nursi)

Buraya geldiğim, burada kaldığım, burada tutulduğum; özgürlüğümden, ailemden, işimden gücümden mahrum bırakıldığım için şikayetçi olduğumu hiç hatırlamıyorum şu vakte kadar. Allah bunun şahididir.

Şikayet etmeyi ve serzenişte bulunmayı aklımdan bile geçirmedim çok şükür. Kendi adıma tahdis-i nimet olarak ifade etmeye çalıştığım bu güzelliği kendimden bilmem büyük bir nankörlük ve kadirbilmezlik olur. Rabbimin bana bu hususta verdiği genişlik ve rahatlığı hayatımın en önemli nimeti sayıyor ve bundan dolayı O’na kainatın zerreleri adedince hamd ve senalar ediyorum.

***

Tanıdığım, bildiğim, masum olduklarına yürekten inandığım birçok insan yıllardır hapis yatıyor, çile çekiyor. Bu insanlar sudan sebeplerle ve hukuksuzca tutuklanarak ailelerinden ve hürriyetlerinden koparılıp hapishanelere dolduruldu.

Yaradan dilemeseydi ve izin vermeseydi mümkün müydü böyle bir durum? Hakîm olan Allah müsaade ettiğine göre; bu işte bizim bildiğimiz ya da bilemediğimiz, idrak ettiğimiz veya idrak etmekten aciz kaldığımız nice hikmetler vardır, kim bilir?

Ömrümüz yeterse zaman her şeyi ortaya çıkaracak ve göreceğiz. O günler geldiğinde “İyi ki böyle olmuş, iyi ki bütün bunlar yaşanmış” deyip Rabbül Aleminin hikmetinin inceliği, lütuflarının genişliği karşısında sevinç ve şükür hisleriyle secdelere kapanacağız inşallah.

İçeride geçirdiğim zaman ilerledikçe ve geçip gittikçe yıllar, daha hissederek ve içimden gele gele söylediğim âcizane bir sözüm var: Allah’ım, iyi ki buradayım!

Bunu söylerken kalbimi kontrol ediyorum. “Ne kadar samimiyim?” diye kendimi sorguya çekiyorum. Şükür ki kalbim hem dilimi onaylıyor hem de destekliyor beni. Hiç tereddüdüm yok, iyi ki buradayım. Geçen her gün, gelişen her olay ve okumalarım neticesinde öğrendiğim her yeni bilgi, bu kanaatimi pekiştiriyor.

Beni buraya atanlar, hayatımı karartıp dünyayı bana zindan ettiklerini düşünenler, yıllarımı çaldıklarını zannedenler farkında olmadan bana nasıl bir iyilik yaptıklarının hiçbir zaman farkına varamayacaklar belki de. Ama ben farkındayım. Zira hayatımın hiç olmadığı kadar aydınlık, verimli ve dopdolu olduğunu düşünüyorum burada. Gecelerimiz teheccüdün ışıkları ve ruhanî hazlarla ışıl ışıl.

Kulluğun insan ruhunu besleyen ve güçlendiren hakiki tadına şimdilerde yeni yeni varıyorum sanki. Namazı beklemenin, namaza koşmanın, namazı ikame etmenin gerçek manasını anlama yolunda mesafe kat etmiş hissediyorum kendimi. Duanın gücünü, arkadaşlığını, mahiyetini; evrâd ve zikirlerin yaşadığım her dakikaya değer katışını görmenin huzuru içindeyim. İbadetlerin kalbe kazandırdığı sükûnet ve itminanı keşfetmenin manevî hazzını yaşıyorum burada.

Ya Kur’an’la olan dostluğum… Okuduğum hatimler, Yasîn’ler, Fetih’ler, mealler, tefsirler. Yirmi dört saatimin her ânını nurlandıran sureler, ayetler… Hayatımın en zor, imtihanımın en çetin günlerinde beni hiç yalnız bırakmadı O. Şefkatle bağrına bastı. Elimden tutup sımsıcak, teselliden teselliye kanatlandırdı beni. Rahmet ve bereketiyle sarıp sarmalamasaydı hem kalbimi hem ruhumu; bu badireyi nasıl atlatırdım acaba ben?

Düşünüyorum da sanki Kur’an bir vadide, ben başka bir vadideymişim bu yaşıma kadar. Bu süreçle birlikte kavuşuvermişiz birbirimize bir daha hiç ayrılmacasına.

Haksızca hapse atılmışız, toplum bizi dışlamış, kimsenin umurunda değilmişiz, yapayalnız kalmışız şu koca dünyada. Olsun! Bu yalnız, kimsesiz ve garip zamanlarda Allah’ın dostluğu ve Kur’an’ın yoldaşlığı yeter bana. Kur’an ve Kur’an’a iman nimeti için Zât-ı Zülcelâl’e sonsuz şükürler olsun.

“Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam!” denilen yer burası. Burada yaşadığımız sıkıntıları kelimelerle anlatmam imkansız, ancak yaşanarak bilinebilir. Fizikî şartlar ve hijyen koşulları hiç insanca değil. On kişinin kalması gereken koğuşa kırk kişiyi oldurmanın akılla, vicdanla izah edilebilir bir tarafı olabilir mi?

Bazen nefes almakta bile güçlük çektiğimiz o koğuşlarda hayat her şeye rağmen akıp gitmek zorunda. Çaresizlik her şeye kâdir. İnsanoğlu her zorluğa alışıyor. Herkes gibi ben de çoktan alıştım. Hatta bazen hayatımız hep burada geçmiş, hayat sadece buradan ibaretmiş duygusuna kapıldığımız zamanlar oluyor.

Akdeniz’in nemli ve insanı boğan sıcaklarında yaz mevsimini bu beton duvarların arasında yaşamak… Kışın, aylarca Güneş’i günde bir dakika bile görebilmekten mahrum kalmak… Gökyüzünün maviliğine dikenli tellerin arasından bakmak… Renkleri, çiçekleri, denizi ve dağları özlemek…

Haftada sadece 30 dakika yapabildiğimiz kapalı görüşlerde eşinizle, çocuklarınızla ancak çift camların arkasından konuşabilmek…  Annenizin o kederli yüzünü o kirli camların arkasından görmek… Ayda bir yarım saatle sınırlandırılmış açık görüşleri jandarma ve gardiyanların lüzumsuz bakışlarının altında yapmak… Ailenizle, sevdiklerinizle kucaklaşamamak, oturup dertleşememek…

Aslında fizikî şartlar da bir yana; insanın özgürlüğünün elinden alınıp bir deliğe tıkılması, sonra da ona artık insan nazarıyla bakmama psikolojisi bizim için asıl zor ve yıpratıcı olan. Bir depoya doldurulan eşyalar gibi koğuşlara doldurulmak ve insanî tüm ihtiyaçlardan kısıtlanmak…

Burada zorluklar ve mahrumiyetler saymakla bitmez. Fakat her şeye rağmen Allah’ın izni ve verdiği sabır sayesinde ben “iyi ki buradayım” sözümün arkasındayım.

Hayatı harp meydanlarında, esaretlerde, zindanlarda, mahkeme koridorlarında ve sürgünlerde geçen Bediüzzaman Hazretleri hapisten yazdığı mektupta talebelerine şöyle diyordu: “Sakın sakın kederlenmeyiniz. Merak ve telaş etmeyiniz. Bana acımayınız.”

Aziz Üstad’ım gibi demek istiyorum ben de:

Beni merak etmeyin, bana acımayın. Burada iyiyim ben! (Temmuz 2020)

NOT: Bu hatıra daha önce yayınladığımız PASLI RANZA isimli kitaptan alınmıştır.

KATHARSİS

23 Mart 2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir