SÜLEYMAN ÇETİNOĞLU
Akıp giden hayat; artık dinlene dinlene çalışıyorum ben Ayanlar!
Taptıkları dünyalarını izlemekle yetinirler şu kıvamda olmayanlar.
Parmak kaldırma makinaları! Bir olur mu izleyenlerle oynayanlar?
Yeşil çimene düşmüş gölgeden ibaret siluetinizi süzmeye geldim.
Yarım kalmış cümlelerimle tamamlanamamış vedalarım Azrail’e.
Bayramın sabahında bile korkuyla uyanıyorum yavrum Azra ile!
Hüzünlerle boğum boğum kararmış göğün altındaki bir mezra ile
İnsanın insanı bulduğu ovayı, dere, dağ, bucak gezmeye geldim.
Nedamet hıçkırıklarına boğulmazken bugünkü parkasız arsızlar;
Çalarken değil, paylaşırken kavga eder bu milenyumda hırsızlar!
Bir hormonlu büyümedir irfan ehli için; fakat bakarken içim sızlar.
Velakin dilime bir ket vuramıyorum da! Derisini yüzmeye geldim.
Sonu Yenikapı’dan suskunluğa çıkar yönümüzün, o yönelişimizin.
Egolarımızı yarıştıracağımız alanı olmuş dinimiz bizim el işimizin!
Kelamın haysiyetine ihanet! Daha neti; kesesi ve kasası eşimizin.
Bükülmüş gerçekler bir de kokuşmuş şeyler var; ezmeye geldim.
Çuvala sığmayan sivri mızraklar, üstü örtülemeyen ne bahaneler!
İtibarı soğutmuş bedenimi. Kılıfını delip geçen minareler, haneler.
Hayat standardımız; gün sayar bebeler çentik çentik! Daha neler…
Kırık bir aşkın hikâyesidir bu. Bu ışık demetine, huzmeye geldim.
Dört yanlışın birleşip doğruyu götürdüğü sistemde bizim ordumuz
Ve süzme yandaşlarla ‘haşhaşi coğrafyasına’ dönüşen yurdumuz.
Ne zamandan beri karakterimiz oldu düşene vurma? Al defomuz!
Niye beş yanlış bir doğruyu götürmüyor diyerek sezmeye geldim.
Ziyan olur demektir ehline denk gelmeyen şey, yazık olur rütbeye.
Bir ülkenin umudu olmak iyidir de hakkını verebilir misin Utbe’ye?
Hutbeler siyasi metne benzedi; siyasi, hukuki söylemler hutbeye.
Ayetten, diyanetten, hazineden geçinen insanları üzmeye geldim.
Derim; Bizler de sizden biriyiz, bizi ayırmayın! Yaşımın kırkı ellisi.
Şiirlerime üflediğim o ruhtur haklarımızın, hayatlarımızın tecellisi.
İrdelediğiniz yaşamım sezonluk insanların, menfaatlerin bedellisi;
Korku ve vicdan arasında perdelediğiniz o ipliğe dizmeye geldim.
Tebliğin estetik dilidir her şiirim pörsümeye karşı isten, dumandan;
Bulutlu bir sabah; sabah kuşağı! Senin elinde de sihirli kumandan.
Tuğla tuğla duvar örseler, biz yine de çiçek açarız be Kumandan!
Yanımda adres yok, insanlık kalesinden ruhuna sızmaya geldim!
Küresel bir meydan okuma değildir, dansımız, balansımız bizim.
Evrenseli de hedeftir Brüksel’i de. Şansımız rezidansımız bizim.
Diner her fırtına elbet, referansımız Hasan’ımız, Hansımız bizim.
Vitrin aklı! O “haddini bilme” arzusunun rotasını çizmeye geldim.