MEHMET SACİT ARVASİ
“İmam, kızımın Tanrı’ya inanması için dua eder misin?”
Mrs. S.M., arkadaşlarının, “Deli misin, korkmuyor musun, nasıl cesaret ediyorsun?” sözlerine aldırmadan maksimum güvenlikli hapishanemize geliyor ve gönüllü olarak ders veriyor. Yıllarca okul müdürlüğü yapmış, tecrübeli bir eğitimci.
İlk tanıştığımızda elini sıkmamıştım. Sebebini izah ettim, anlayışla karşıladı. Allah bozmasın, aramız çok iyi.
Derslere en az yarım saat önce gelir. Çünkü girişte yapmamız gereken işlemler var. Bu sayede derslerden önce sohbet etme imkânımız oluyor.
Bu beş haftalık bir programdır, Embracing İnterfaith Cooperation.
Anlattığı dersi daha önce ben veriyordum. Bir gün, mütevazilik yaparak “Tecrübelerinden istifade etmek istiyorum, buluşabilir miyiz?” dedi.
“Her hafta bir hikâyeyle başlıyorum.” dedim. “İlk hafta mutlaka Mevlânâ’nın, üzümü dört farklı dille isteyen adamların hikâyesiyle başlarım.”
Hikâyeyi kendisine anlattım. Bayıldı.
Ertesi hafta Mevlânâ’nın kitabını alarak geldi. Altını çize çize okumuştu. Artık her hafta dersini Mevlânâ’dan bir hikâye veya bir sözle süslüyor.
Mevlânâ’nın Yedi Nasihati’ni ona verdiğimde adeta nefesi kesildi.
“Bunu bizim Bişop’a da gönderdim, ‘Sen de bunu vaazlarında kullan’ dedim. O da kullanacağını söyledi.”
Bu perşembe, dersten önceki sohbetimizde şöyle dedi: “Bizim kızlarla (hepsi emekli, aynı kilisenin müdavimi, altın kızlar) bir araya geldik. ‘İmam sana başka hikâyeler verdi mi?’ diye sordular. Çünkü senin hikâyelerini çok sevdiler.”
Gülümsedim.
“Bir gün sizin kiliseye geleyim; hapishaneyi, hapishanede imam ve chaplain olmayı, ikisi arasındaki farkı anlatayım.” dedim.
“Çok iyi olur.” dedi.
Ardından da, “Ben onları ve seni bizim eve çağırayım, orada anlat.” diye ilave etti.
(Bunu aileme anlattığım zaman Batı Trakyalı Nurten Abla da evdeydi. Bir kahkaha atarak, “Saçt hoçça, garı sene göz koymuş olmasın?!” dedi. Şivesi çok tatlıdır Nurten Abla’nın. Sonra bir kahkaha daha attı, ardından eşime dönüp, “Sen de git emi…” dedi. İlahi Nurten abla…)
Sonra aramızda şu konuşma geçti:
“2500 mil uzaktan kızım, damadım ve torunum bir haftalığına geliyor.”
“Fourth of July için mi?”
“Evet” dedi ve derin bir iç geçirdi.
“Üçü de çok zeki insanlar. Kızım ve damadımın ikisi de avukat. Ama 10 yaşındaki torunuma Tanrı’dan hiç bahsetmiyorlar.”
Her zerremle dinliyordum.
“Torunuma Tanrı hakkında ne bildiğini sordum. ‘Ben mitolojiye ilgi duymuyorum’ dedi. Tanrı’yı mitolojik bir varlık zannediyor.”
Sonra daha da hüzünlendi.
“Kızım 19 yaşına kadar Katolik okuluna gitti. Şimdi Tanrı’ya inandığından emin değilim. Kalbinde Tanrı’nın ışığı yerine bir karanlığın olmasını kabullenemiyorum. Bişop ona dua ediyor. Kızım için ‘O geri gelecek’ diyor.”
Acı bir tebessüm etti.
“Daha büyük bir Bişop’a mı dua ettirsem?”
Güldü. Ardından bana baktı.
“İmam, kızımın Tanrı’ya inanması için dua eder misin?”
“Tabii ki dua ederim.” dedim.
Ona biraz Risale-i Nur’dan bahsettim. “Size bazı parçalarını göndereceğim.” dedim.
“Bana ismini yaz, ben kitabı satın alırım.” dedi.
“Büyük bir külliyat ve çok farklı konular var. İzin verin, size önce ilginizi çekecek kısımlarını göndereyim.” dedim.
Şimdi bu yazıyı okuma zahmetinde bulunan herkesten bir ricam var: Bu Katolik annenin, “Kızımın Tanrı’ya inanması için dua eder misin?” sözünü, size söylenmiş bir rica olarak kabul edin. Hem bu hanımefendinin hem de kızının hidayeti için dua edin. Bu duayı devamlı yapın ve bu duada ısrarcı olun. Hatta hacet namazı kılıp dua etmek isteyenler olursa, lütfen bunu da yapsınlar.