Description
HİZMET HAKKINDA YAZARKEN…
“Hizmet’in ne yapması gerektiği sana mı düştü? Tek akıllı sen misin?” diyenleri duyuyor gibiyim. Aksine ben kendimi, bilinen ama söylenmeyen konuları açarak başına iş alan “köyün delisi” gibi görüyorum. Hizmet’le ilgili konular, hasbelkader ömrünün 40 yılını burada geçiren beni de elbette ilgilendiriyor.
Nasıl yazıyorum?
Güncel, politik konularda yazarken, konuşurken titiz değilim, fazla özenmiyorum. Nitekim imlaya, yazıma, telaffuza dair pek çok hatam oluyor. Sağolsun duyarlı okuyucularımız da uyarıyorlar. Ama Hareket’i konu alan makale yazarken çok titiz olmaya, kelimeleri seçmeye çalışıyorum. İfadeleri, cümleleri olabildiğince yumuşak, yanlış anlaşılmalara mahal vermeyecek şekilde kurmaya çabalıyorum, defalarca üzerinden geçiyorum. Nitekim her biri titizlikle yazılan yazıları kitap haline getirmem bile 6 ayımı aldı.
Yazarken, konuşurken ne dediğiniz kadar nasıl dediğiniz önemlidir. Bu sebeple birkaç noktaya azami dikkat ediyorum:
- Ümitsizliğe sebep olmayacak tarzda ama hakkın hatırını âli tutarak, gerçekleri eğip bükmeden fakat okuyucunun hazım durumunu dikkate alarak yazıyorum.
- Üsluba, edebe riayet etmeye çalışıyorum. Kimseye hakaret etmeden, kimseyle polemiğe girmeden, “üslubumuz namusumuzdur” ilkesiyle doğru bildiklerimi aktarıyorum.
- Bir fitneye, ayrışmaya, kamplaşmaya neden olmadan, Hareket’in şeâirine saygısızlık etmeden, İslami esaslara ve evrensel değerlere bağlı kalarak, bazı konularda farkındalık oluşturmaya çalışıyorum.
Savrulma mı yaşıyorum?
15 Temmuz’u müteakip Hizmet’in 4-5 sene kadar eylemsiz kalması üzerine “Eylemsizlik Neden? Hocaefendi Neden İnisiyatif Almıyor?” gibi yazdığım bazı yazılar üzerine önem verdiğim bazı abiler “Mahmut Hoca bir savrulma yaşıyor!” demişler. Bu dönemde kimse savrulma yaşamadığını söyleyemez. Hepimiz farklı seviyelerde savrulmalar, travmalar yaşıyoruz. Hepimizin hayatı altüst oldu, düzeni dağıldı. Yaşadığımız ağır deprem temelden tavana her şeyimizi sarstı. İnancını, umudunu yitirenler var. Beynine zehirli kıymık gibi saplanan soruları olanlar var. Hapiste çürüyen masumlara her gün gözyaşı dökenler, gün yüzü görmeyen bebeler için yüreği kavrulanlar ve vebali kendinde görenler var. Kimimiz bu süreci sorgulayarak, irdeleyerek anlamaya çalışıyoruz; kimimiz soruları yok sayarak, tevekkülle travmanın etkisini azaltmaya…
Rasyonel tarafı ağır basan birisi olduğum için sanırım yaşadıklarımızı, süreçleri sorgulamaya daha yatkınım. Akademisyen formasyonu da beni bu yola sevk ediyor olabilir. Öte yandan daha sağlam bir gelecek inşasına katkı vermek için bireysel ve kolektif açıdan kendimizi sorgulamamız, bazı hataların tekrar edilmeyeceği bir gelecek kurmamız gerektiğine inanıyorum. Yazdıklarımla, konuştuklarımla buna katkı vermeyi amaçlıyorum.
“Egomu tatmin etmek!”, “Dikkatleri çekmek!”, “Gündem olmak!” gibi motivasyonlarla da yazıyor olabilirim. Nefsimi tezkiye etmiyorum. Hizmet üzerine yazılar yazmak iğneli fıçıya el sokmak kabilinden. Böyle yazdınız diye ne zulüm düzeni sizi “terörist” listesinden çıkarır, ne de kendi mahallenizden takdir görürsünüz. Yazdıklarım (bazı) değişim yanlılarınca “göstermelik ve statükoya yan çıkan” yazılar olarak görülürken, (bazı) muhafazakarlarca “sinsice vuran yazılar!” şeklinde okunuyor. Kimin ne düşündüğünden çok, doğru bildiğim konuları, doğru bir üslupla anlatmaya çalışıyorum.
Kimseyi kaale almamak gibi mülahazam yok. Her bireyin görüşü, düşüncesi önemli. Fitnenin aracı, bir kavganın tarafı olmak istemem. Gerçekleri dile getirmenin sorumluluğu ile yazdığımı düşünüyorum. Bazı konulara değinmeyi çok sevdiğim, dünyanın en nezih insanları kabul ettiğim Hareket mensuplarına karşı vicdani görev biliyorum. Her gün diktatöre sövmek, güncel, politik konularda yazmak daha fazla beğeni alıyor ve fay hatlarına girmemiş oluyorsunuz. Ayrıca “kim ne der?” diye düşünmemek için daha selametli yol.
Yazdıklarımda ve konuştuklarımda bağımsız olabilmek, etki altında kalmamak, vicdanımın sesine uygun davranabilmek için 15 Temmuz sonrası kendime birkaç prensip edindim ve bunlara riayet etmeye çalışıyorum.
Bu prensiplerden ilki: Kimseye muhtaç olmayacak şekilde maişetimi temin etmek ve ekonomik olarak bağımlı olmamak. Arkadaşlar sağ olsunlar her daim arka çıktılar “Sen dil öğrenmeye, akademik çalışma yapmaya bak! Maişet meselesini dert etme!” dediler. Ama söyleyecek sözlerim olduğunu düşündüğüm ve bunları söylemeyi, yazmayı insanımıza borç bildiğim için zor olanı seçtim. 50 yaşından sonra emek yoğun işlerde çalışmak başlarda ağır geldi ama alıştım. Eşim ve ben çalışıyoruz ve Allah’a şükür iaşemizi temin ediyoruz, muavenete bile katkıda bulunabiliyoruz.
İkinci prensibim: Hiyerarşik bir görev üstlenmemek. Ama arkadaşlara “Bana ne düşerse yaparım” dedim ve elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum. Bu prensibin görev yapan arkadaşlarımı önemsizleştirmek gibi algılanması beni üzer. Aksine herkesin öndeki insanlara tosladığı böylesi zor zamanlarda, yük altına girmenin çok önemli ve gerekli olduğunu düşünüyorum. Büyük bürokratik yapıları tasvip etmesem, amatör ruhun korunmasını savunsam da profesyonellerden oluşan bir ekibin gerekliliğine inanıyorum. Bu prensibim, doğru bildiğim şeyleri dile getirirken etki ve baskı altında kalmamak için.
Değişim ve dönüşümün devrim şeklinde, ani ve keskin olanına taraftar değilim. Devrimler hazmederek, düşünerek ve zamana yayılarak yapılmadığı, radikal kararlara dayandığı için yeni problemlere neden olmuştur. Hareket’in yeni dönemde, özellikle Batıda eski formuyla devam edemeyeceği noktasında bir konsensus var. Eskiye dair işleri genelleyerek karalamayı etik bulmuyorum. Zamanın ve şartların gereklerine göre harika işler çıkarıldı, çok iyi sonuçlar alındı. Ama artık eski hal muhal. Yeni hale, şartlara, coğrafyalara göre değişime, yapılanmaya gitmemiz gerekiyor.
İnsanların değişime adaptasyon süreçleri farklıdır. Geniş kitleler değişimlere kolay uyum sağlayamaz, eski alışkanlıklarını, bakış açılarını hızlı değiştiremezler. Değişimi tepeden ve keskin yapan uygulamalar kırılmalara, ayrışmalara neden olmuştur. Tedricilik yanında kararlılıkla yürütülen süreçler sayesinde kopmaların, ayrışmaların asgaride olduğu, sağlıklı bir değişim mümkün olabilir.
Olayları erken okuyan aydınlar hemen değişim talep eder, bazen şartları zorlarlar. Ancak kitlelerin değişime ikna olması biraz da zaman meselesidir. Bir bisiklete manevra yaptırmakla bir tıra manevra yaptırmak aynı değildir. Tır şoförleri dorseyi de dikkate almak ve “Dorseyi Devirmeden!” manevra yapmak zorundadırlar. Değişimin kararlı, sürekli ama sosyolojinin gerçekleri gözetilerek yapılması gerektiği kanaatindeyim. Bu nedenle konuları zamana yayarak ve insanların hazım kapasitesini dikkate alarak işlemeye çalışıyorum. Sürekli eleştirel yazılar yazdığınızda birileri sizi ademe mahkûm edip, kolayca ötekileştirebiliyor. Ötekileştirilmekten kaygım olmadığı gibi bir beklentim, yaranma çabam da yok. Ama ötekileştirilme ana kitleyle bağlarınızın kopmasını ve onlara yararlı olamamayı beraberinde getirebilir. Oysa benim öncelikle dikkate aldığım, sorumluluk hissettiğim tabandaki güzel insanlar.
Hizmet yazılarını Hareket’in daha iyiye ulaşması, eksikleri kusurları tamamlayarak daha verimli olması için yazıyorum. Hasarın azaltılmasını, çözümler üretilmesini istediğim için yazıyorum. Farkında olduğum bazı problemlerin düzelmesine katkım olsun diye yazıyorum. Zira yok sayarak, örterek problemler düzelmiyor. Yeterli çaba olmadığını gören daha çok insanın çözümden ve Hareket’in geleceğinden ümidini kestiğini görüyorum. Buna sessiz kalabilirdim, yok sayabilirdim ve hiç rahatım bozulmazdı. İtham ve iftiralara maruz kalmazdım.
Nitekim çok insanın harcı alem yazılar yazmaktan dahi çekindiği bir dönemdeyiz. Benimkisi biraz donkişotluk! Ama ben bu donkişotluğu güvendiğim, inandığım Hareket’in yanında olmak için yapıyorum. Bir miktar can sıkıcı olsa da bu türden yazıları, milyonların emeği, gözyaşı, derdi olan bir Hareketin kanayan yaralarına çözümler üretmesi, evlatlarını küstürmemesi için yazıyorum. Vicdanen yapmam gerektiği için yazıyorum.
Niçin şimdi?
Çözmemiz gereken problemlerin olduğu, yenilenme cehdine ihtiyaç duyulduğu konusunda neredeyse mutabakat var. Ancak mesele zamanlamaya takılıyor. Çözümler ihtiyaçlarla doğrudan ilgilidir. Çaresizliğin, sıkıntıların olduğu dönemlerde keşifler, icatlar, çözümler olur. 17/25 sonrası herkesin ortadan kaybolduğu, meydanda bir avuç “ev danası”nın kaldığı dönemde TV’lere çıktım, konuştum, yazdım, şehir şehir dolaştım, konferanslar verdim. O dönem o ihtiyaçtı. Şimdi başka ihtiyaçlarımız var. Kan kaybediyoruz, zemin kaybediyoruz. 20-30-40 yıl emek verilmiş insanları yitiriyoruz. Kendini kenara çekenlere, uzak duranlara veya içerde kalıp cevapsız soruları olanlara ümit olmak, çıkışlar sunmak için yazıyorum. İnsanları, “Bir şey olmaz! Düzelmez!” umutsuzluğuna itmemek için “iyi şeyler olacak!” dedirtmek için yazıyorum. Kimseye hasım değilim, kimseyle hesabım yok! Kimseden beklentim yok!
Mutlaka hatalarım, yanlışlarım oluyordur; ama arkadaşlarıma, insanımıza saygım gereği inandığım, doğru bulduğum konuları, uygun üslupla, ölçüp-tartarak yazmaya çalışıyorum.
Mahmut Akpınar

Yorumlar
Henüz inceleme yok.